——spoiler—- -roman–

 

Güneş dağların ardından kaybolurken, kuzeyden esen sert rüzgarlar havayı sertleştirmişti. Esen şiddetli rüzgar ağaçları iki büklüm edecek kadar kuvvetliydi, bu güçlü esintileri karşılayan ağaçların uğultusu içimi ürpertiyordu. Fakat, içimdeki inanç karanlığa ışık tutan bir ateş, rüzgarlara karşı koyan bir duvar, soğuklara karşı içimde yanan bir volkan misali beni hedefime her an biraz daha yaklaştırıyordu. Yolculuğumun ilk akşamı gelip çatmıştı. Karanlık çökmeden önce, konaklayacağım yeri aramaya koyuldum. Sabaha karşı çok soğuk olacağını tahmin ederek, geceyi geçirebileceğim bir in (mağara) bulma ümidiyle eteğinden yürüdüğüm dağı arşınlamaya başladım. Sarp kayaların arasında büyük mağaralar görünse de, oraya varmam bir hayli vakit alacaktı, zifiri karanlık çökmeye durmuştu ve ben ümidimi yitirmeye başlamıştım, Monk yol üzerinde bana konaklamam için birkaç mağara tarif etmişti ama şu an oralara çok uzaktım. Neyse ki şansım yaver gitmişti, küçük bir mağara bulmuştum. Atımı dışarı bağlayıp mağaraya girdim, yolluğumdan karnımı tok tutacak kadar yiyecek çıkardım, onları yedikten sonra uyumaya koyuldum. Çok yorulmuştum, nasıl uyuduğumu dahi hatırlamıyordum. Sabah uyandığımda, hava henüz aydınlanmamıştı ve tahmin ettiğim gibi çok soğuktu. Çok dinç uyanmıştım, erken uyanabildiğime mutlu olmuştum.  Kahvaltı yaptıktan sonra hemen hazırlanıp yola koyuldum, henüz yolun başındaydım.  Yol  boyunca hayatım boyunca sorguladığım “o” nu düşünüyordum, her an biraz daha heyecanlanıyordum, beni ayakta tutan şey buydu, menzile varmak.

Tek bir hakikat olmalıydı, tek bir geçek. Her şeyin kaynağı tek olmalıydı, sebepsiz yere nefes almıyorduk, bundan emindim. Beni yollara düşüren düşünceler bana bunları düşündürüyordu, hayatın ve evrenin anlamı neydi ? Monk’un dediği gibi bu kadar çokluğun içinde mutlaka bir birlik vardı. Bu birlik üzerine yeni fikirler, yeni inanışlar olduğunu duyduğumda kalbim kıpır kıpır olmuştu, söylentilere göre tek bir yaradan vardı ve o dünyadaki elçileri aracılığıyla insanlara harfler, sözler, yazılar, kitaplar göndermişti. Bunlara ulaşmalıydım. Şayet bunlar doğruysa, ne ile karşılaşacağımı tahmin bile edemiyordum. Biz bütün insanların yaratıcısı nasıl bir varlıktı ? Onun tezahürünü düşünmekten kendimi kaçıramıyordum. Çevremdeki her şey onun eseri olmalıydı, kuşlar, ağaçlar, böcekler, dağlar… Diğer yandan ise, neden bir elçi aracılığıyla kitaplar gönderdiği kafama takılıyordu. Bir diğer söylentiye göre ise, son elçi okuma dahi bilmiyordu. Bu nasıl oluyordu? Kafamdaki çelişkilerin çözümlenmesinin tek yolu son elçiye inanmış insanların yaşadığı o meşhur diyarlara varmaktı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s