Açıktohumlular (1)

 

Tohumlu bitkileri(Spermatophyta) kendi aralarında Gymnosperm’ler ve Angiosperm‘ler olarak ikiye ayırırız. Yunanca “Gymnos” çıplak, “Sperm” tohum köklerinden meydana gelmiş bir kelime olup Türkçe karşılığı çıplak tohumlu ya da yaygın kullanımıyla açıktohumlular olarak isimlendirilmiştir. Bu bitkilere çıplak tohumlular denmesinin nedeni ise, bu türlerin tohumlarını koruyan herhangi bir yapının görülemeyişidir. Diğer grup olan Angiosperm’ler ise, çıplak tohumluların karşıtı olan kapalı tohumlular anlamında kullanılmaktadır. Günlük hayatımızdan bu tohumlara örnek vermek istersek, fındık kapalıtohumlulara, çamfıstığı da açıktohumlulara güzel bir örnek teşkil eder. Tohumlar bitkiye, neslini sürdürme şansının yanında, geniş bir alana yayılabilme gücü verir. Bu tohumlar doğa şartlarına karşı, kendisini üreten sistemden daha dayanıklıdır ve bazı tohumlar onlarca hatta yüzlerce yıl çimlenmeden canlılığını sürdürebilmektedir.  Bu, tohumlu bitkilerin ilkel bitkilere göre daha güçlü konuma gelerek, yerkürede daha baskın duruma geçmesini sağlamıştır. 300.000’den fazla tohumlu bitki türü vardır.

Açıktohumlular yani gymnosperm’ler, yapı bakımından kapalıtohumlulardan çok farklı değillerdir. Açıktohumluların gerçek çiçekleri yoktur. Ancak bu bitkilerde, kozalak ya da kozalak benzeri yapılar vardır. Bu bitkilerde görülen kozalakların görevi gelişmiş bitkilerde bulunan çiçeklerin görevlerine benzemektedir. Günümüzde yaşayan açıktohumlu üyelerini 4 gruba ayırarak inceleriz.  Bunlar, kozalaklı bitkilerin yer aldığı Coniferales, sikas adı verilen ve palmiyelere benzeyen türlerin oluşturduğu sikas adı verilen ve palmiyelere benzeyen türlerin oluşturduğu Cycadales, mabet ağaçlarının yer aldığı Ginkgoales, ve Gnetales’tir. Ancak açıktohumluların büyük bir bölümü yeryüzünden silinmiştir, ve bugün sadece fosillerine rastlanmaktadır. Açıktohumluların diğer gelişmiş bitkilerden en önemli farkları, üreme şekillerinde ve odun yapılarında görülmektedir. Genel olarak bu bitkilerde, erkek ve dişi üreme organı ayrı ayrı bulunmaktadır. Yani hermafrodizm görülmemektedir. Örneğin çamlarda, bazı kozalaklar dişidir, bazıları erkek. Oysaki birçok kapalıtohumlu bitkide ise erkek ve dişi organlar aynı bitkide hatta aynı çiçekte bulunabilmektedir. Açıktohumluların bir diğer önemli özelliği ise odun yapısının yumuşak oluşudur. Bu bitkilerin odun yapısında odun lifi ve trake gibi oduna sertlik kazandıran hücrelerin bulunmaması nedeniyle açıktohumlu bitkilerin odunları yumuşak olmaktadır.

Açıktohumlulardan Cycadales  takımının yaşayan en önemli türü olan sikaslar, tropik bölgelerde bulunurlar. Kısa ve tuberli(küçük yumru) toprakaltı gövdeleri ya da dik silindirik toprak üstü gövdeleri vardır. Büyük bileşik bölmeli yaprakları ile eğreltilere ya da minyatür palmiyelere benzemektedirler. Bu palmiyelere benzer özelliğinden dolayı da park ve bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilmektedir. Sikasların gelişimleri çok yavaştır. Örneğin Cycadales takımından olan Dioon edule’nin 2 m yüksekliğe ancak 1000 yılda ulaştığı tahmin edilmektedir. Bu bitkilerde dişi ve erkek ayrı bireylerdir. Fakat her birey potansiyel olarak iki eşeye de sahiptir. Bir sikas, bir yıl erkek diğer yıl dişi organ üretebilir.  Genel olarak bu bitkiler ılıman koşullarda yaşarlar.

Açıktohumluların bir diğer takımı da Ginkgoales’tir. Bu grup bugün yaşamakta olan tohumlu bitkilerin en eskisi olarak kabul edilir. Ginkgo biloba türü bu gruptan günümüze gelen tek örnektir. Türkçe, kız saçı ya da mâbet ağacı olarak isimlendirilen ginko kelimesi çince “gin” gümüş meyve, “ko” erik, badem demektir. Bu yaşayan fosil olarak nitelendirilen bitki diğer açıktohumlulardan farklı olarak sonbaharda dökülen geniş yelpaze şeklinde yapraklara sahiptir.  Sikaslarda olduğu gibi, bunlar da iki eşeylidir. Sadece polen yapan kozalakları üreten bireyler erkek, diğerleri ise yumurta yapan kozalakları taşıyan dişi bireylerdir.

Gnetales açıktohumluların küçük bir takımı olup bazı tuhaf görünüşlü bitkileri kapsar. Bu bitki aynı zamanda açıktohumluların son sınıfı olup bitki tarihi bakımından önemli bir yere sahiptir. Bu bitkilerin fosillerin bulunamayışı ve çok özel karakterler taşımaları ilgi çekicidir. (bence) bu bitkiler genel itibari ile açıktohumlu karakteri taşımalarına rağmen, bazı özellikleri kapalıtohumlularıyla ortaktır. Bu grubun en önemli ve günümüzde yaşayan temsilcisi Ephedra adı verilen deniz üzümleridir.  Ephedra tıbbi bir bitkidir ve efedrin içerir. Efedrin, günümüzde nezle ilaçlarının içerisinde yer alır. Alkaloittir. Farmakolojik aktiviteye sahiptir.

 

Coniferales, günümüzde açıktohumluların en büyük grubu, kozalaklılar takımıdır ve bu takımın en önemli türleri, çam, sedir, ladin, göknar, selvi ve mamut ağaçlarıdır. Her zaman yeşil olan bu ağaçların iğne yaprakları yazın sıcağına, kışın soğuğuna ve fırtınaların mekanik etkilerine iyi adapte olmuşlardır. Bu yüzden yerküreyi saran ormanların büyük bir kısmı bu ağaçlardan oluşmaktadır. Bu bitkilerin üremeleri rüzgâr ile tozlaşarak olmaktadır. Çamlarda, tozlaşma ile döllenme arasında bir yıl, döllenme ile tohumların dökülmesi  arasında ise birkaç yıl geçmekte.

Çamlar, insan hayatında ekonomik olarak önemli bir yer tutmaktadır. Örneğin, kağıt, inşaat ve kontsrüksiyon yapımında yaklaşık %75 oranda konifer, yani kozaklı bitkilerin odunları kullanılmaktadır. Bunun dışında bazı kozalaklıların salgıladığı reçine katran, yağ gibi maddeler ilaç ve kozmetik endüstrisinde kullanılır. Çamfıstıklarının (P.pinea) tohumları besin olarak kullanılırken, ardıç(jüniperus) ağacının kozalaklarında bulunan aromatik yağ, cin gibi bazı alkollü içkilere lezzet vermek için kullanılır…

Çamları konuşurken, sedir(cedrus)den bahsetmemek olmaz. Çam ailesinin, güzide türlerinden biridir. İnsanlar yüzyıllar boyunca gemi yapımında sedir ağacını kullanmışlardır. Sedir ağacında, reçinenin yoğun olarak ve bol miktarda bulunması, sedir odununun hem su geçirmeye karşı dayanıklı olması hem de böcekler tarafından yenmemesi nedeniyle sedirler asırlar boyunca gemilerin yapımında kullanılmıştır. Sedirin yayılış alanına baktığımız zaman bu ağaç en yoğun olarak Akdeniz Havzası’nda görülmektedir. Bu havzada denizciliğin gelişmesi bir tesadüf müdür ?  Ülkemizde Sedir ağacı en fazla Toros Dağları’nda bulunmaktadır ve burada yaşayan türü Lübnan sediridir. (Cedrus libani). Bu ağaç türünün şimdilerde hem ülkemizde hem de Lübnan’da az bulunmasının sebebi ise Eski Mısır uygarlığıdır. Çünkü Eski Mısır uygarlığında hem gemilerin inşaatında hem de tapınakların yapımında dayanıklılığı nedeniyle sedir ağacı kullanılmış ve bu ağaçlar Lübnan ve ülkemizden temin edilmiştir. Bu nedenle de artık sedir ağaçlarını çevremizde pek fazla göremiyoruz. Eski Mısır’da sedirin bir başka kullanımı da mumyalama işleminde görülüyordu. Bu uygarlıkta devlet adamları önemli kişiler öldüğünde, bedenlerin bozulmaması için önce çeşitli antimikrobiyal sıvılar ile yıkanıyor, bozulacak organlar çıkartılıyor ve daha sonra üzerlik(Paganum harmala)  başta olmak üzere çeşitli bitki tohumları ve yağlar ile muamele edildikten sonra, özellikle sedirden elde edilen reçine ile ıslatılmış bezler ile sarılıyordu. Burada kullanılan reçinenin görevi ölü bedenin oksijen ile temasını kesmesi idi. Bilindiği gibi Kehribar da doğal olarak kozalaklı bitkilerin sahip olduğu reçinelerin taşlaşması ile meydana gelmektedir.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s