Güney ve Doğu. p:1

Selam gurbanlar, 21-25 ocak arasında küçük bir güneydoğu turu yapmış bulundum. Bu güneydoğu sınırlarında yapmış olduğum 5 yahut 6.cı gezim. Sizinde malumunuz, artık bölge hakkında iki kelam edebilirim. Daha doğrusu, bu iki kelamı herkes edebilir, fakat yazacaklarımın altı dolu olacaktır. Öncelikle bu kurak ve ıssız diyarların en büyük problemi terörden uzak bir yazı olmasını isterdim lakin, öyle bir bölge ki, üç yaşındaki çocuktan yetmiş yaşında nenelere kadar politize olmuş bir popülasyonun içine varıyorsunuz, bu yüzden yazdıklarım gezi yazısı olduğu kadar bir kitlenin, bir insan topluluğunun iradesini de anlatacaktır.

21 ocak gecesi, akşam saat 20:00 dolaylarında, sobamızın başında son Türk kahvemizi içip, birer cigara tüttürüp yallah diyip yola çıktık. İlk menzilimiz cizre-şırnak yolu üzerinde, şırnağı doğudan gören bir yer. Cizreye sokağa çıkma ve giriş-çıkışların kapatıldığı saat aralıklarına denk gelmemek için akşam o saatte yola çıkmayı uygun gördük. Velhasıl kelam, adanadan otobana verdik gazı. Saatler ilerlerken, ince ince müzik dinleyerek #roadtrip yaparak yola başladık. Ceyhan, Osmaniye, gavurdağı, enteb, Nizip, birecik derken… birazcık acıktık. Birecik’te her zaman uğradığımız lokantaya düşüp birer çorba içtik. Tavuk suyuna mercimek çorbası yapmışlardı, her zaman çok beğenirdim, bu defa biraz sasıydı. Neyse, maksat karnımız doysun. Antebi çıktıktan sonra havada biraz soğuma başladı, biraz dediğim (-) lere düşüyordu. İnceden yollarda buzlanma filan… sürmesi zordu. Antep tünellerinden çıkarken, deli rüzgarlar nerdeyse arabayı şeritten atıyordu. Viyadükleri rüzgarlıkla kapatmışlar, yoksa antep dolaylarındaki viyadükler fena rüzgar alıyor. Neyse, otobanlık işimiz bittikten sonra, viranşehir’e giriş yaptık. Gözlerim hemen “Kutoğlu” restoranını aradı fakat, bir de ne göreyim… Kutoğlu silmiş formatı, eylemiş viran, indirmişe kepenke. Kapatmış, neyse aç değildim, yesek iyi olurdu. Viranşehir uyuyordu gece yarısı. İn, cin tek kale maç yapıyordu, kaldırımlarda. Bir de artık ticari ve hususi formatta kalmayan zırhlı polis arabaları başladı. Viranşehirden transit bir şekilde devam ettik. Menzil Nusaybin. Artık yolculuk keyfli hale gelmişti, neden mi  ? tek şeritli yola düştü çünkü yol. Malumunuz, duble yollar çok sıkıcı, ne karşıdan gelenin farı gözünüzü alır, ne sollamak zorlaşır, aynı ritmde devirli devirli gidene kimse şekil yapmaz, insanın uykusu gelir. İnceden Nusaybin kendini belli etmeye başladı. İlk polis kontrol noktasındayız. Selamlarımızı ve tesisten aldığımız antep fıstığımızı verip, (ikram edip), bıyıklı orta yaşlı dayı polislere selam çakıp yolumuza devam ettik. Nusaybin, suriye ile kesişen ilçemiz, d-400 yolu, suriye sınırı üzerinden gidiyor. Bu yol üzerinde bol bol jandarma karakolu var, tek şeritli yolları, bölüp karakolların karşısından yürütüyorlar, bombalı araçlara karşı önlem alınmış. Nusaybine girdik, yine bir polis kontrol noktası, farlar kapanacak, araç içi lambası yanacak, bagaj açılacak. Bunu otomatiğe bağladığım ve plakamının şanından olsa gerek noktalardan hızlıca ayrıldık ve nusaybindeki meşhur kaçakçıların pasajında bir çay, çorba yaptık. Sonra oradan çıkıp yola devam ettik. Yaklaşık 120-130 km kadar dümdüz ve tek şeritli yoldan ilerledik.  Nusaybin merkeze dönen kuzey kavşağından birkaç km ileride, nusaybindeki şehir savaşlarının yapıldığı mahalleler var, suriye tarafında. Birkaç ay önce tel örgülerle kapatılmış büyük bir mahalle idi, elektrik verilmyordu, şimdi ise halk tekrar evine yavaş yavaş yerleşmeye başlamıştı. Nusaybini çıktıktan sonra Cizre. Cizreye kadar, sağınızda 5-10 metre eninde bir mayınlı arazi ve onun da 50 metre kadar ilerisinde sınır duvarları vardı. Ardında ise, aydınlatılmış yol, ve aydınlatılmış kulübeler. Yaklaşık 300-500 metre ileride suriye köyleri, “qamışlı”ya bağlı köyler. Camileri ve sokak lambaları görünüyordu. Vakit epey ilerlemişken cizreye vardık. Cizre hakkında daha sonra yazmak istiyorum, sokağa çıkma yasağı 03:30 da bitiyordu. Transit olarak Şırnak yoluna çıkıp mekanımıza gidelim dedik, sonra biraz erken olduğuna karar verip. Hemen cizrenin çıkışında bulunan; Cudi ve Gabar’ın birbirini bıçak gibi kestiği “Kasrik” boğazında birkaç saat uyuyup dinlenme kararı aldık.20170122_081350

Kasrik’te alabalık tesisinin otoparkına arabayı çekip, biraz kestirdik. Gün ağardığında, cudinin tırnağı, gabarın pençesi üstüme üstüme geliyordu, uyku sersemi “nerdeyim lan” ben, dumuruna uğradım. Evet, gün ağarmıştı, haydi dedik şırnağa doğru devam. İşimizin olduğu yere vardık ve orda akşamladık, cudi’nin batı ucunun kuzeyine nazır bir düzlükte vakit geçirdik. İyi dostlar, ahbaplar edindik. Olduğumuz yerden, cudinin tepesindeki hülya avşarın memeleri görünüyordu.   (h.avşarın memeleri kendi tabirleri, fotoda net görünüyor)20170122_122204

Güzel bir gün geçirdim, akşam olduğunda şırnağa doğru yola çıktık. Şırnağa giriş çıkış herhangi bir ülkeye giriş çıkıştan daha zor olsa gerek, polis bankolara alıp epey aradı ve kimlik kontrolü yaptı. (acaba neden…keyfinden olmasa gerek değil mi…) Geceyi Şırnak-Hakkari yolu üzerindeki balveren ilçesinde bir evde geçirdik. Sabah uyandığımda, cudi tüm kudretiyle karşımdaydı.

20170123_083307

Evet, ertesi gün olduğunda, artık hakkari yolu üzerinde BESTAR bölgesine gitme vakti gelmişti, iş bizi bekler, yola koyulduk. öncelikle bestara vardığımda her tarafımın asker tarafından çevrili olduğu farkettim. gittikçe Cudi’ye yaklaşıyordum. 20170123_091314Fotoğraftada görüldüğü gibi, her dağın başında en az bir üs bölgesi var. Farklı bir adaçayı buldum orada, algıda seçiçilik olsa gerek, hemen dadandım. topladım, toplarken de tohumlarını saçtım etrafa. küçük bir gezinti yaptım, akan küçük bir derenin etrafında bolca adaçayı ve phalaris granensis vardı, yani piç kamış. neyse, yorucu ve soğuk bir gün geçiriyorduk. Şimdi, istikamet Cudi’nin zirveleriydi. ve inanılmaz bir yolcuuluk sonucu cudinin tepesinde kendimi mangalın başında buldum. (bknz.)

20170123_143142Güzel insanlarla vakit geçirdim, ciddi anlamda kendini seven, tanımaya çalışan hayatı sorgulayan, politikayla yakından ilgilenen, çeşitli ve ilginç bağlantıları olan, sizi her an şaşırtabilecek nitelikte tatlı ve sert adamlarla gezdik. bazen sıcak bazen soğuk kanlı davransalar da, çelişkili adamlar değillerdi, insana yakın, fakat her insana değil.

Kronolojiyi ve bilmemeniz gereken şeyleri yerinde bırakarak sizlere yazmaya devam ediyorum. Ertesi gün olduğunda, Bestdereler ve Uludere bölgelerinde bulundum. Uludere’ye dair ilginç bir anım var.

Uludere, cizre gibi şırnak gibi hafif bir muhafazakar ve mütedeyyin auraya sahip zannediyordum. küçük bir cadde üzerinde sağlı sollu yerleşimleri var. iki tarafı dağlarla çevrili, ve dağ gölgesinde boğaz arasında hafif sulak bir yer. ilginç olan şu, bölge popülasyonuna aykırı bir biçimde, “tipik” müslüman kimliğine “aykırı”, bana göre daha hoş, sizlere göre nasıl bilmem, tipler vardı. kadınların geneli açık saçlı ve saçları boyalı, bakımlı ama her zamankı gibiydiler. bunu yanımdaki gezgine sordum, dedim bu nedir ?

Ne derse beğenirsiniz…

dediki… “bu özgürlüktür”… daha çok özgürlük görmek istersin ? 🙂 sağol istemem.

Kato-zap- k.ırak manzarası ve anektodlarımı bir sonraki yazıda paylaşmak dileğiyle, şimdilik hoşçakalın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s