İnsan, kainat ve doğa

efdbfede37e9b1606eaad3d1f43aba01

Evren, kainat ve onun milyarlarca parçası önünü alamayacağımız bir sınırsızlıkla izaha muhtaç şekilde varlığını sürdürmektedir. Kendi düzenini kendi kurmaktadır. Bu düzenin içerisinde her yıldızın olduğu gibi her atomun da bir görevi vardır. Dolayısıyla şimdiye kadar keşfettiğimiz ya da henüz keşfedilmemiş her materyal mutlak surette bu döngü içerisinde bir göreve sahiptir. Dünyamız gezegenler arası bir formda, biz ise dünyanın içerisinde canlılar ve cansızlar arasındaki mükemmel değişim tablosunun içerisindeyizdir. Neden ve sonuç arasındaki kusursuz iş birliğinin devamı için bu mükemmel döngünün içerisinde görevlendirilmiş, evrenin aklı olarak buradayız ve görevimiz bitene kadar burada olmaya devam edeceğiz. İnsanı anlamak için, onu ortaya çıkaran “neden”i iyi okumalıyız. Karbonu, oksijeni, hidrojeni iş birliğine sürükleyen fikri görmeliyiz. Bu gizemini koruyan enerji ve ideayı belki de asla keşfedemeyeceğiz, lakin bunu izah etmek için çeşitli fikirler ortaya koymaktan da geri kalmayacağız. Bir gün “düşünce”nin sırlarını erişirsek eğer, atomda; hatta atom altındaki parçacıklardaki düşünceyi ve yönü anlayabilirsek, belki bu gizemini koruyan enerji formunu izah edebiliriz. Milyarlarca yıldır gerçekleşen dönüşüm ve hayat, bir fikir ve anlam ürünü müdür; yoksa henüz “tanım”ını yapamadığımız ezoterik bir varoluş mudur?

*****

İnsan olarak nitelendirebildiğimiz Homo Sapiens türlerinin arasında, bugüne değin rastlanan en eski kalıntı üçyüz bin yıl öncesine aittir. Etiyopya sınırları içerisinde bulunan bir iskelettir. Dolayısıyla en az üçyüz bin yıldır dünyada varlığını sürdüren Homo sapiens, yaklaşık olarak elli bin yıldır modern davranışlarına kavuşmuştur .” Dik duruşa, görece gelişmiş bir beyine, soyut düşünme yeteneğine, konuşma (dil kullanma) kabiliyetine sahiptir. Bu yetenekleri dünyadaki diğer türlerden farklı olarak kullanış amacı geniş araç-gereç yapımına imkân sağlamıştır. Kendisinin farkında olması, rasyonelliği ve zekâsı gibi yüksek seviyede düşünmesini sağlayan özellikler insanı “insan” yapan nitelikler olarak sayılmaktadır .”

*****

Modern davranış olarak bahsi geçen yetenekler, Homo sapiens türünün alt türü olan Homo sapiens sapiens’e adledilir.  H.sapiens sapiens demek, düşünen ve düşündüğünün üstüne düşünebilen, yani düşüncesini geliştirebilen insan demektir. Doğa ile arasında bir denklem kurmaya çalışacak olursak ve “insanı insan yapan nitelikler arasında temel olarak bu yeteneği” göz önünde bulunduracak olursak eğer, karşımıza doğada; evrende asli olarak bu yüzden var olduğumuz gibi bir önerme ile karşı karşıya geliriz.  Bu bize düşüncenin ortaya çıkışına ve düşüncenin mahiyetine dair bazı ip uçları verebilir. Birkaç paragraf yukarıya atıf yaparak düşünce fikrine ilavede bulunacak olursak eğer; düşüncenin üzerine düşünce koyarak varlığını sürdüren insan, düşünce kabiliyetini ona veren “neden”i bulmalıdır. Diyalektik yaparak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz düşüncenin ilerlemeye, ilerlemek için başka bir düşünceye ihtiyacı vardır. Sonsuz düşünce fikri ise, bizi bilimin kapısına götürür. Özetleyecek olursak eğer, homo sapiens’in ortaya çıkışı evrenin dünya üzerindeki yönünün yegane yansımalarından biridir. Hayat’ın ortaya çıkışı ne kadar ilginç ve gizemli ise,-(ki hakkındakiler sadece serendipity ile açıklanmaya çalışılıyorsa)- insanın anlaşılması da bir o kadar gizemlidir. Yazılarımda bahsettiğim evrenin durdurulamaz ilerleyişi ve yönü bize her enerjinin, her formun, her düşüncenin hizmet ettiği bir üst düzenin yahut üst parçalanmanın olduğunu anlatmaya çalışır.

****

Şimdi evrenin modern insanı nasıl büyüttüğünü ve insanın buna olan uyumunu konuşalım.  İklimin sert oluşu neticesiyle, doğa koşulları sebebiyle ekvator çizgisine yakın olan sapiens sapiens’ler diğer bölgelerdeki türdeşlerine nispeten daha hızlı çoğalmış, daha fazla düşünmüştür. İlkel insan olarak besine daha kolay ulaşabilmiş, hayvanları daha kolay ve fazla evcilleştirmiş. Bu ise onlara bazı avantajlar sağlamıştır. Ateş’i keşfetmek gibi. Binlerce yıl doğa tarafından, seller, volkanik patlamalar, depremler, değişken iklimler, yırtıcı hayvanlar, zehirli bitkiler, zehirli canlılar insanın doğayla çok büyük mücadele ettiği dönemlerdir. Doğanın bugüne nispetle, insandan çok çok daha üstün olduğu zamanlar dersek yanlış olmaz galiba. Fakat bu insan aklı ve kabiliyetleri sayesinde tersine dönecektir. İnsan, doğaya çok daha büyük bir güçle hükmetmeye başlayacaktır. Özellikle ateşin keşfi ile birlikte, insan bir sindirim organı daha kazanmış olacaktır. Pişirilen yemekler. Daha kolay sindirim, daha sağlıklı emilim ve daha sağlıklı bir gelişim. Bu gelişim neticesiyle, kaslar, nöronlar, özellikle hepatik sistem ve en yüksek mertebeden beyin fonksiyonları çok daha fazla gelişecektir. Aynı zamanda, yabani hayvanlardan korunmak için tarihi bir yoldur. Bu gelişmelerin ardından, daha fazla yaşayan, daha sağlıklı, daha iyi düşünen bir sapiens dünyada çoğalmaya başlamıştır. Buzulların erimesi ile yaklaşık otuz bin yıl önce, kuzeyden güneye, güneyden kuzeye yolculuklar başlamış, etkileşim başlamıştır. Soğuk iklimler yerini daha ılıman iklimlere bırakmıştır. İnsan zirveye tırmanmak için bulunmaz bir fırsat ele geçirmiştir. Artık insan doğaya karşı daha güçlüdür. Bazı yırtıcı köpeklerin evcilleştirilmesi, diğer memeli hayvanların evcilleştirilmesi, iklimlerin düzelmesi ile birlikte daha fazla toplayıcılık ve avcılık yapmaya başlamıştır. Üç yüz bin yıllık serüvenin son ondalık kısmında homo sapiens sapiens adeta dik kayalıkları tırmanmış ve düzlüklere varmıştır. Birkaç maya, çin ve tabii ki şanlıurfadaki göbeklitepe bize en eski yapıları göstermiştir. Tabi ki bunlar, yanlışlanabilir sistematik verilerdir.  Bu yapılar bizi yaklaşık on bin yıl öncesine götürmekte ise de, göbeklitepe müstesna olarak on iki bin yıl öncesine götürmekte ve şu ana kadar bulunmuş en eski yapı olarak değerini korumaktadır. Bu da bize birkaç öngör fırsatı sunmaktadır. İnsanların yerleşik yaşama geçtiği zamana dair ipucu. Fakat göbeklitepe civarında bulunan hayvan iskeletleri ve tahıl tohumları bize henüz yerleşik hayata geçilmediğini, en azından buraların tarım ve hayvancılığın yapıldığı lokasyonlar olmadığını göstermektedir.  Çünkü iskeletler yabani, tohumlar da yabanidir. Hülasa, göbeklitepe ilerleyen yıllarda bize çok ilginç veriler sunacaktır. Konumuza devam edecek olursak, arkeo verilere dayanarak tarımın bundan yaklaşık olarak on bin yıl önce mezopotamyada yapılmaya başlandığı ifade edilmektedir.  Avcı ve çiftçi kültür başlıklarından derin bir analize girerek biyolojik ve tinsel analizler için başka bir yazı yazmak icab ettiğinden burada detaylandırmayacağım. Yavaş yavaş medeniyet tarihine girmek istiyorum. Tarımın keşfi ile birlikte, göçebe yaşam tarzının yerini “büyük oranda” yerleşik yaşama bıraktığını söyleyebiliriz. Bununla birlikte nüfusun çok hızlı bir şekilde arttığını ve klanların yerini daha büyük oluşumlara, zamanla köylere, obalara, şehirlere bıraktığını söyleyebiliriz. Bu büyüme kendisiyle birlikte bir çok değişim ve gelişimin de önünü açmıştır. Yeni iş bölümleri, yeni işler, yeni tecrübeler getirmiştir. Akıl, ellere ve ayaklara üstün gelmeye başlamıştır. (bir parantez açarak insanın bu hafızasındaki her şeyi anlamlandırabilmek ve izah edebilmek için çeşitli yöntemler kullandığını da belirtmek gerekir, dinler gibi. Hatta bu olgular, zamanla izah işlevinin yanında yönetme ve düzenleme gibi görevler de üstlenmişlerdir; hala devam etmektedir.) Bugün ortadoğu olarak nitelendirdiğimiz, dicle ve fıratın basraya kadar aktığı muhtelif bölgelerde insanoğlu şehirler kurmuş, yapılar inşa etmiş, bir çok keşifte bulunmuştur. Savaşlar ve kırımlar geçirmiş, bilim olarak adlandıramasak da ampirik gözlemle çok fazla araç ve gereç icat etmiştir. Bunları binlerce yıl kullanmıştır. Yazının keşfi ile insan hafızasına dışarıdan bir organ daha yerleştirmiştir. Unutulmayan hatıralar, hatırlanabilen deneyimler. Yazımızda bahsettiğimiz birkaç parola sözcüğümüze yenisini eklemiş olduk. Ateş ile birlikte bir sindirim organı ve dolayısıyla inanılmaz bir biyolojik gelişim, tarım ile birlikte aslında kendi avını yaratabilen iki el ve ayak, yazı ile ise en kapsamlı organsal ilave yapılmıştır. Evet Homo sapiens sapiens, düşünce ile kendine yeni organlar eklemiş, gelişimine gelişim eklemiş ve doğaya karşı üstünlüğünü günden güne artırmaya başlamıştır. Elbette ki, aritmetik bir çoğalma söz konusu olmamıştır. Buna karşı felaketler, savaşlar, hastalıklar boy göstermiş zaman zaman bu nüfus kontrol altına girmiştir. Yönümüzü kuzey batıya döndüğümüzde, binlerce yıl sonra antik yunan medeniyeti ile birlikte insan aklının nasıl kullanılması gerektiğine dair fikirler ortaya atılmış. Düşünmenin aslında bir yöntemi olduğunu ve bununla birlikte düşünülmeye muhtaç milyonlarca kavramın olduğunu görmüşlerdir. Varlığı, dünyayı, evreni, zamanı, sonsuzluğu düşünmüşlerdir. Varoluşu anlamaya çalışmışlar, ve bugüne kadar gelen bazı soruları sorarak medeniyete yön vermişlerdir. Anaksimendes gibi, Heraklitos gibi, daha sonraları Sokrates, Eflatun ve Aristo gibi bir çok filozof mitoslardan sıyrılarak felsefenin gücünü keşfetmişlerdir. Fakat insanoğlu hala diyalektiği tam manasıyla çözememiştir. Düşünve ve gözlem birleşimini sistematik hale dökememiştir. Ortadoğu’dan, antik yunana geçerken, elbette ki mısır medeniyetini atlamak yanlış olur. Her ne kadar kronolojik olarak yanlış gitmiş olsa da, gizemi büyük oranda çözülmüş bir mısır medeniyeti söz konusudur. On bin yıl öncesinde tarımla başlayan şehirleşmenin, yaklaşık altı bin yıl önce bulunan yazının, ve sürekli gelişen astronominin, tarım sayesinde astronomi ve matematik arasındaki bağıntıların ortaya çıkması, ve bunların birleşik bir hafızayla mısır medeniyetini yaratması önemli bir kilometre taşıdır. Yazımın ana teması yazılı tarih olmadığından derin ve detaylı tarih yazabilme kabiliyetimdeki eksiklikten mütevellit, kısa geçiyorum bu kısmı. İlerleyen yıllar, doğu-batı medeniyetleri arasındak etkileşim, ardından hellenistik kültürün uzun yıllar coğrafyamızda hüküm sürmesi, bunu müteakiben antik yunanın ortadan kayboluşu. Latincenin kullanılmaması ile birlikte ortaçağın karanlıklarına girilmesi, trajik fakat gerçek olaylardır. Rönesans ve sonrası ile birlikte inanılmaz bir gelişim göstermiştir insanoğlu. Coğrafi keşiflerin yapılması, daha seküler bir avrupa ortaya çıkarmıştır. Ardından materyalizm ve bilim dinin önüne geçerek durdurulamaz bir güç olmuştur. Bunlar olurken, islam coğrafyası gelişimini devam etmiş fakat, on birinci yy. başlarında maalesef hakim fikir vahyin akıldan üstün oluşudur. Bu üstünlük islam coğrafyasındaki hızı kesmiştir, zamanla duraksamış ve geriye kalmaya durmuştur. Sanayi devrimi ile birlikte insanoğlu kendi evcil hayvanlarını yaratabilme gücüne sahip olmuştur. Akıl sayesinde doğadan güç yaratmıştır.

*****

İnsanoğlu dünya üzerindeki en güzel varlıktır. Her yere inşa ettiği betonlarla, kestiği ağaçlarla, akıttığı kanlarla dahi, insanoğlu dünya üzerindeki en özel canlıdır. Çünkü kainatın, doğanın ve adı her ne ise, bu düzenin ana fikridir. Düşüncedir. Düşünce ise ilerlemeye muhtaçtır; ve bunun içinde başka bir düşünceye ihtiyacı vardır. Bunu yapabilmesi için kainatın, dünya içerisinde vücut bulmuş hali insandır.

 

 

23 / 12 / 2017 ADANA

1 Comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s