Ateş

technology.jpg

Ateş.

İnsanoğlunun, daha doğrusu atalarımızın yaşam serüveninde en uzun süre en değerli kalan “değişim”dir.

Ateş hakkında tarihin derinliklerine indiğimizde, arkeolojik veriler ışığında karşımızda çok ilginç bulgular ortaya çıkmaktadır. Ateşin atalarımızın en kadim dostu olduğunu, evriminin büyük bir parçası ve rehberi olduğunu görmekteyiz.

İlk rotamız, güney afrika’da, johannesburg’a 30 km uzaklıkta olan “Swartkrans” mağarasıdır. Atalarımız olarak adlandırabildiğimiz hominimlerin ilk izlerine burada rastlamaktayız. Yaklaşık olarak iki milyon yıl öncesine ait olan kalıntılar hominidlerin ilki olarak kabul ettiğimiz ve 1-4 milyon yıl arası afrikada yaşamış avustralopitesiyenlere aittir. Yaklaşık olarak 110-150cm boylarında, geniş bir yüze ve azı dişlerine sahip olan bu hominidler, sapiense nispetle çok daha küçük bir beyine sahiptirler. Yaklaşık olarak üçte bir oranındadır. Diğer taraftan, dik duran ve iki ayak üzerinde yürümeye başlamışlardır. Mağara içerisindeki kazılar sonucu rastlanılan ilk katman iki milyon yıl öncesine aittir. Daha sonra yapılan kazılarda, ikinci katmanda, yanmamış kemiklere rastlanılmıştır. Bizim için önem taşıyan kazı ise, üçüncü katmanı kapsamaktadır. Yaklaşık olarak bir milyon yıl öncesine ait olan katmanlarda, “270” adet yanmış kemik bulunmuştur. Fakat bu mağaranın karstik çukur oluşu, bize bu yanmış kemiklerin doğal ateş tarafından yakılıp yakılmadığı konusunda net bir cevap vermekte yetersizdir. Ateşin kanıtına çok yaklaşılmış bir yer olabilir fakat, durum kesin değildir.

İkinci rotamız kenya’daki baringo nehrinin doğusundaki “Chesowanja” mağarasıdır. 1.4 milyon öncesine ait olan kalıntılar, yontuk taşların ve belirli bir alanda topraklaşmış ateş etkisi ile kırmızılaşmış topraklardır. Buna karşın, doğal ateş de toprakta sertleşme ve kırmızılaşmaya neden olmaktadır. Jeologlar bu farklılaşmış toprakların su tarafından buraya taşınıp yoğunlaştırıldığını gündeme getirmişlerdir. Bu nedenle de farklılaşmış toprak yoğunlaşması bir ateş yakma yerini ifade edemez. Bu topraklar her yerden buraya toplanmışlardır. Buradaki taş aletler ile yanmış toprak topakları yoğunlaşmasının aynı anda olduğunu ispatlamak ise imkansızdır.

Yine bunlara benzer bulgular, Kenyada Koobi Fora’da (FxJj20) ve Güney Afrikada Wonderwerk mağaralarında da mevcuttur. Maalesef ki ateş varlığına ve bunun hominidler tarafından yapıldığına müspet deliller yoktur.

Tarih çizelgemizi yaklaşık olarak iki yüz bin yıl kadar ileri sardığımızda karşımıza “Gesher Benot Ya’akov”  bölgesi bulunmaktadır. Burda önemli detay, buranın bir mağara değil küçük bir site oluşudur. Bu site, Ürdün nehri kıyılarındadır. Yaklaşık olarak Yediyüz ile sekizyüz bin yıl arasında yaşa sahip olan kanıtlar bize, el baltaları ve satıra benzeyen aletler göstermiştir. Yazımız açısından önem arz eden nokta ise, bazıları yanmış bazıları yanmamış iki cm’den küçük onlarca küçük mikro yongalardır. ( kesilen, yontulan ya da rendelenen bir şeyden çıkan irice parça= yonga) Bu sitede, ateşin direkt kanıtlarına ulaşamasak da, mekan analizleri ile birlikte “hayalet” ateşin kanıtı vardır. Mekanda yongaların dağılımlarının gözlemlenmesi, yanmış yongaların belli noktalarda yoğunlaştığını göstermiş ve bu yanmışların yoğunlaşması her tabakada kendini kesin olarak gösterdiğinden, kömür ve kül kalıntısı olmamasına rağmen,  burada kontrollü ateşin varlığı kabul edilmiştir.

Aynı yüz bin yıllık dilim içerisinde İspanya’daki “Cueva Negra”da, çok derine gömülmüş, ateş kanıtlı bir tabaka, kemikler, çatlamış bir çakmak taşı, mikromorfolojik analizler ile kanıtlı kül varlığına rastlanılmışdır. Analizimize gelecek olursak, kemiklerde analizlerin tespit ettiği kimyasal değişiklik ancak 500-800 derece arasında kuvvetli ateş ile meydana gelebilir. Isı yüzünden çatladığı kanıtlanmış. Sonuç olarak ateş kanıtı var ama bunu hominidin kontrollü kurduğu ateş derdirtecek ateş dedirtecek kanıtlar yok. Çünkü bu ateş kanıtı sadece bir tabakada var, bunların yukarısındaki tabakalarda hiçbir çeşit ateş kanıtı yok. Bu durum tekrarlanan bir ateş varlığını göstermiyor.

Tarih çizelgemiz yaklaşık olarak 380bin yıl öncesinde bize güney Fransa’da “Terra Amata” da, taş aletler, kömürleri ve külleri gösteriyor. Terra Amata ateş kanıtı olan yer anlamında genel kabul görmüştür. Fakat tek tabakadadır, tabaka karışık ve gevşek bir tabakadır. Kazı amacı ateşe yönelik olmadığı için, ateşe yönelik kayıtlar tutulmamıştır. Bugün test çalışmaları da yapılamaz çünkü artık bu yer mevcut değildir. Bu yüzden kesin ateş varlığı olarak kabul edilemiyor. Terra Amata arekolojik bölgesi Fransa’nın Nice şehrine yakındır.

Yönümüzü Doğu’ya çeviriyoruz. Yaklaşık olarak 300.bin yıl öncesi, Yer: İsrail. “Qesem mağarası”. Mağaradaki bulgular, beyaz kireç taşı parçaları, açık gri alanlar, koyu gir beş alan, daha koyu gri alan, çok koyu gri alan. Qesem’deki bulgular ve çalışmalar sonucunda, şunları söylemek mümkün. Bulguların hepsi alt paleolitik tabakalara düzenli olarak üst üste yığılmıştır. Beyaz kireç taşlar açık gri alanın kenarlarındadır. Ateş yakmadan hemen önceki alan kesin belirgindir. Ateşin üstüne kurulduğu tabaka da kesin olarak belirgindir. Buradaki kazılar göstermiştir ki, hominidler bu ateşin etrafında bir takım aktivitiler yapılmıştır. Kireç taşlarının en azından bazıları, bir ateşi yaratmak amacı ile ateşin etrafına konulmuştu. Ki ocak taşının kireç taşı oluşu da burda ciddi bir çıkarımdır. Kahverengileşmiş toprak, arkasından kül ve gene kahverengileşmiş toprak ve sonra kül halindeki tabakaların sırrı, bu kazılarla çözülmüştür.

Avrupaya döndüğümüzde 200bin yıl öncesine dair, “Campitello” bölgesinde huş ağacı reçine artıkları bulunulmuştur. Arkeolojik objelerden yontuk taşları yerine oturtmak için yapıştırıcı malzeme olarak huş ağacı reçinesi kullanılmıştır. Huş ağacı reçinesi elde etmek için ısı, ısı için de ateş gerekir. Huş ağacı bilirsiniz, 5-6.yy’da arapların rönesansına sebep olan mistik bir kokuya sahip ağaçtır. Bunu hristiyanlara satarak çok ciddi paralar kazanarak, ticaret yollarını kendilerine çevirmişlerdir. Diğer bir ilginç dipnot ise şu olmalıdır, “Campitello” bölgesi, “Latince”nin çıktığı yer olarak kabul edilir, yerli halkının “Ladin” dilini kullandığı belirtilir.

Güneye ve daha yakın tarihe gittikçe, ateşin artık hominimlerin hayatının ayrılmaz bir parçası olduğunu söylemek mümkündür. Yaklaşık olarak 130 ve 40 bin yıl öncesinde, toplam 90 bin yıl boyunca kullanılmış “Theopetra” mağarası bunun en açık delilidir. Yunanistan’da Thessaly’de bulunan Theopetra mağarasında, ateş tarafından kırmızılaşmış ve sertleşmiş kil alanlar, kömür ve kül içerikli onlarca siyah ve gri katman vardır. Yaklaşık 90 bin yıl boyunca kullanılan katmanlarda, bütün katmanlarda ateş kalıntısı vardır. Birçok siyah ve gri katman, ateş yerleri temizlenirken alınıp, belli bir yere atılan kömür ve küllerdir. Yani hominidler burada mekan ayarlaması yapmış görünmektedirler. Bir alan ateş ve pişirme için, diğer alan çöplük olarak.

Bugün Almanyada bulunan, inden-Altdorf bölgesinde 120.bin yıl öncesine ait olan birçok yontuk taş objede reçine artığı vardır. Reçine elde etmek için uzun süre kontrollü ateş yakmak gerektiğini yazımızda belirtmiştik.

Başladığımız yere geri dönecek olursak, güney afrika’daki Sibidu Mağarasında, yaklaşık olarak 70.bin yıl öncesine ait bulgular vardır. Yontuk taşlar üzerinde reçine ve aşı boyası karışımlı yapıştırıcı artıklarına rastlanılmıştır. Reçine ve aşı boyasının birbirine karıştırılıp yapıştırıcı yapılması için, kontrollü ve uzun bir ısı kaynağı gerekmektedir.

Yaklaşık 70.bin yıl öncesine dair başka bir kalıntı, Suriye’deki “Umm el T’lel” bölgesindeki bulgulardır.  “Bitumen”e rastlanılmıştır. “Bitumen : ham petrolün doğal çökmesiyle veya raifenerilerde damıtılması yoluyla ile elde edilen hidrokarbon bileşimli rengi koyu kahverengi ile siyah arası değişen, katı, yarı-katı veya sıvı halde bulunan maddedir.”   Bitumen, arkeolojik malzemeyi tutturmak için kullanılmıştır. Doğal bitumeni yapışkan hale getirmek için ısı, ısı içinde ateş gerekir. Düzenli ve kontrollü bir ateş.

Son olarak Barselona, Capelledes’teki “Abric Romani”den bahsedeceğim. Orta paleolitik diyebileceğimiz 55.bin yıl öncesine ait olan bulgular, kül ve kömür tabakalarını, siyah alanları, ve bizim için son nokta olacak,”ateş yakma yerleri”ni içermektedir. Hominid oturumları traverten tabakaları ile ayrılmıştır. Ateş ve ateşin etrafındaki aktivitelerin kanıtları mevcuttur. Ateşin mekansal ve ölçüsel dizilimi, uyuma, ısınma, pişirme gibi amaçlı farklı aktiviteler için kurulduğunu gösteriyor.

Daha yakın tarihte artık “Ocak”lara rastlıyoruz. Aynı zamanda ateşin müspet olarak ortaya koyulmaya başlanıldığı yıllarda unutmamalıyız ki, homo sapienslerin ilk kalıntıları ortaya çıkıyor. Ateşin kontrol altına alınması homo sapiens’in dünya üzerinde kardeşsiz kaldığı ve tek hominim olarak yaşamına devam ettiği yıllar olarak başlamaktadır.

 

1 Comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s