Göbekli Tepe

“İnsan; önce yüce mimar oldu

Karar verdi ve planladı.

Sonra yapacağı yeri aradı, hissetti ve buldu.

Bulunca yapmaya başladı,

Avcı ve toplayıcıydılar.

Bir yerde barınmıyorlardır

Av ve yemiş peşinde gezgindiler

Yüce mimar istedi, toplandılar.

Yanlarında avadanlıklarını getirdiler.

Tepelerin en yükseğine çıktılar.

Ocaktan kum taşlarını seçtiler.

Yontmak için çakmak taşlarını, boynuzları kullandılar.

İlk taş ustaları, taşları yonttular.

Taşları diktiler,

Kayayı yonttular sızdırmaz havuz yaptılar.

Doğuda delikler bıraktılar.

Ocaktan tınlayan taşları seçtiler

“T” sütunu diktiler.

İşareti koydular,

imzayı attılar.

Gören geldi, duyan geldi.”

Levent Sepici

Göbekli Tepe ; Şanlıurfa’da. Merkezin 20 km kadar kuzey doğusunda. Bereketli Hilal’in tam ortasında; Dicle ve Fırat’ın arasında tam ortada. Bazalt kayalık zemin üzerindeki tepelerden oluşan bir bölgenin, kireç taşına döndüğü yaklaşık 750 metre rakımlı bir tepe. Hayat Afrika’dan dağıldıysa eğer, kuzeye geçen en önemli yolun üzerinde. Göbekli tepe ismi nerden geliyor, bilinmemekte. Bölgede üç dil konuşuluyor, üç dilde de aynı anlamı içeren bir ismi var. Arapçada göbekli demek, tam merkezde demektir.

Açığa çıkarılan kalıntılar 12.000 yıl öncesine kadar uzanmaktadır. En eskisi “C” bloğudur. Bu şu demek; insan eliyle yapılmış en eski tarihi yapılar bunlardır şimdilik. Daha eski tarihlerde ancak mağara resimleri ve ufak aletler vardır. Göbekli tepe öncesi bulunan en eski yapı Malta’da bulunan 5600 yaşındaki “Hypogeum tapınağı”dır. Mısır’daki “Keops”tan ve İngiltere’deki “Stoneehenge”den 7500 yıl önce yapılmıştır Göbekli tepe. Bu yapılar, “Paleolitik çağ”ın sonuna denk gelmiştir. Yani neolitiğin hemen öncesinde yapılmıştır. Yani “cilalı taş devri” olarak bilinen zaman diliminde.

Genel çapı 300 metre kadar. Yapılar arasında neredeyse 1000 yıllık zaman var, o kadar uzun sürmüştür.

Nevali Çori kazılarında çalışırken, 1994 yılında Alman Arkeolog “Klaus Schmidt” tarafından keşfedilmiştir. Buna ön ayak olan ve bölgedeki arazinin sahibi “Şavak Yıldız”tır. Müzeye bıraktığı heykelin incelenmesi sonucu şaşırtıcı sonuçlar çıkmıştır ve bizzat kendisi de yıllarca kazı’da çalışmış görev almıştır. Yöre halkı, uzun süre bölgedeki tek ağaç olan, dibinde mezarlar olan ağacı adak adamak için kullanıyordu. Üzerine bez bağlayarak dilekte bulunuyorlarmış.

Mabetlerin yapımında kullanılan taşlar, tepenin bir kilometre uzaklığındaki taş ocağından yontulmuştu. 7 metre boyunda, baş kısmı 3 metre genişlikte, ham haliyle 50 ton bir taş, taş ocağında bulunmuş. Bunu yapmak için tahminlere göre 500 kişilik bir ekip gerekiyor, yani bu taşı alıp tepeye çıkarmak için… 12.000 yıl önce, bu çok ilginç. Yazıdan 7000 yıl önce bu bilgiye nasıl vakıflar, bu mimari ve işçiliğe ? Bu inşaat bilgisine.

Ayağa diktikleri “T” sütunları tepedeki zemine açtıkları konik bir yuvaya yerleştiriyorlar, sütunların dibini de konik olarak yontuyorlar bu arada. Optik aletleri yoktur diye düşünüyorum. Matematik bu işin neresinde ? merak etmekten kendimi alamıyorum. Göbekli Tepe’deki atalarımızı, yaptıkları mabetleri kaya zemini oyarak yapmışlar. Bu yönem de genetik hafızamıza işlenmiş olacak ki, sonrasında hep bu yöntemi kullanmışız.

Bu işi inanır mısınız çakmaktaşlarıyla yontarak yapmışlar. İlginç olan, yörede çakmak taşının olmayışı. Acaba volkanik patlamayla mı gelmiş ?… En yakın volkan 100 km uzaklıkta. Bu insanlar başka yerlerden bir amaç doğrultusunda buraya gelmişler, işte burdan çıkacak sonuç. Avadanlıklarıyla gelmişler. Göbekli Tepe’de, yanlarında getirdikleri çakmak taşlarından, boynuzlardan yaptıkları avadanlıklarıyla en yüksek tepenin üzerini yontmuşlar ve düz bir zemin oluşturmuşlar. Oluşturdukları zemin, batıdan doğuya doğru eğimli. Batı tarafı daha yüksekte, doğu tarafı alçakta. Zemini su geçirmez yapıda. Tüm mabetlerin ortak özelliği, zeminlerinin su geçirmez yapıda olması. Hatta yakın dönemde yaptıkları mabetlerin zeminlerini kireçli bir malzeme ile sıvamışlar.

Yolculuğumuz sabah 7:30 da başladı ve saat 12 olmadan Göbekli Tepe’deydik. Kuzey otoban çıkışındna çıktıktan sonra köy yolundan 20 dk kadar araç sürdük ve göbekli tepenin otopark ve mesire alanına vardık. Önce orada inip, giriş yapıyorsunuz.

Sinematikler var 3D ve bir Anadolu Kültürel Girişimcilik mağazası/kafesi var

. Müze Kartlarımızla g iriş yaptık ve seyirlerden sonra, servislerle yaklaşık 1 km uzaklıktaki Göbekli Tepe’ye vardık. Hava buz gibiydi, özelikle güneş olmayan bir gün yahut akşamüstü seçmelisiniz çünkü grafitler ve kabartmalar güzel görünmüyor gün ışığında. ne ilginç değil mi ?

Önce C Mabedi ile başlıyoruz. Zemindeki su delikleri dikkatimi çekiyor. Bunlar tahliye için yapılmış, ancak su nereye gidiyor ? Ancak müzede tıpalar var ve buralar kapatılıyormuş. Tüm mabetlerde “T” SÜTUNLAR var. Bunlar tahminime göre, insanı sembolize ediyor. Eller göbek hizasında birleşiyor, namaz kılana benziyor. Tüm mabetlerdeki T sütunların tersine Büyük T sütunlarn yönü doğu-batı.

Kapıların hepsi güneyde, kapıların iki yanında “T” sütunlar var, yani mabetlere iki “T” sütun arasından giriyorsunuz, güneyden. Dış ve iç duvarlar, spiral ve eliptik. Yapıların çevresinde yaklaşık 1 mt genişlikte harçsız sıvasız dizilmiş taşlar var

. Bu duvarların aralarında, üzerinde çok değerli heykeller bulunmuş.

Tüm T sütunlar aynı yöne, merkeze bakıyor. C madebindeki dış çevre duvarlar… Buraya girmek için ya birinin yardımı lazım ya da bir şeyin üstünde çıkıp içeri atlamak gerekiyor. Burası herkesin alınmadığı bir yer galiba.

D Mabedi

12 tane T sütun var. Dönemeçli yolu yok, güneydeki kapıdan direk girilebiliyor. Ortada yine iki büyük T sütun var. Klaus’un Ruh deliği dediği delik burada.

Bu kullanılan T sütunların farklı bir özelliği var. Litophone deniyormuş, tınlayan sütunlar 🙂 Kabartma figürleri, iki boyutlu olanlar çizgi resim gibi. Gerçekten iyi fotoğraf alınmıyor gündüzleri, dikkatiniz çekmiştir özellikle gece çekimi çoktur göbekli tepe’nin.

Hiç bir kalıntıda ağız yok.

Sütunların üzerinde küçük çukurlar var.

Abdullah, Şavak Yıldız’ın torunu ve bu kazıda 18 yıl çalışmış. Alaylı bir arkeolog-Tarihçi. Artık iyi bir arkadaşım, bundan sonra Şanlıurfa’da T sütunları olan bir çok yeri birlikte inceleyeceğiz. Harran ovasının etrafını gezeceğiz.

Ancak ikimizin de merak ettiği bir soru var… Bu yapıları yapanlar, 500 metre uzaklıktan 15 metre yükseklikte topraklarla neden burayı kapatıp gitmişler ?

Neden kapatıp gittiniz? Konuşmamız lazım.

Toprakla örtüp gitmişler. Bir futbol sahasını, stadını dolduracak kadar toprağı buraya taşıyıp burayı gömüp gitmişler… evet evet burası tümülüs değil. Burayı saklamışlar bozulmasın diye, o yüzden böyle güzelce kalmış. Neden ?

Gezimiz Şanlıurfa müzesiyle devam etti.

Devamı için bir kaç güne ihtiyacım var, şimdilik iyi okumalar 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s