Dedeciğim Platon’un ruh hakkında görüşlerini derledim. Burdan islam da çıkar, şamanlar da, gök tanrı da, hristiyanlık da çıkar… Jung’a da göz kırpıyoruz. Torunlarından selam ve soru var, ışıklar içinde uyu, bir gün mutlaka seninle kahve içeceğiz.

Aristokles, yani Platon’un ruh hakkındaki fikirlerini “phaidros, phaidon ve devlet” tartışma/kitaplarından derleyerek anlatacağım size. Hazır “Ruh” konusu açılmışken.

Antik Yunan’da bizimkiler, ruhun Tanrısal bir kaynaktan çıktığına ve ölümsüz olduğuna inanmışlar. Ancak, ruh, işlenilen bir suç sonucunda yahut da Evren’e hakim olan bir kanun yüzünden gelip geçici bir vücut kalıbı içinde bu dünyaya indirilmiştir. (Adem ve Havva’nın cennet’ten dünya’ya sürgünü gibi…) İnsan, sonlu olan bu vücut kalıbından, ölüm yoluyla kurtulur. bununla birlikte bu dünya üzerindeki davranışlarına, bu dünya üzerinde yaşadığı hayatın değerine göre, yeni baştan insan yahut hayvan olarak başka bir vücut kalıbı içinde, bir daha dünyaya gelir. Ruhun hedefi, içine sıkışıp kaldığı bu vücut kalıbından kurtulmaktır. çünkü vücut ruh için bir zindandan başka bir şey değildir. başlangıçta, ruh vücuda bağlı olmadan başlı başına bir hayat yaşamıştır. ruh, sürekli olarak bu ilk hayatını özler. ona kavuşması ancak, bu dünya yüzünde faziletli ve ölçülü bir hayat sürmesi ile mümkündür. insanın, vücudun acılarına dayanıp, kendini bu acıların üstünde duyabilmesi, onun günün birinde ruhunu bu vücut baskısından kurtarabileceğini gösterir.

Bu görüşler “orphik” düşüncesinin, belki de dininin kalıntılarıdır ve platon üzerinde etkisi büyüktür. ancak platon, idealar ile orphik düşünceyi aynı potada eritmiştir. ruh, başlangıçtaki hayatını, yani vücuda bağlaı olmadan yaşadığı hayatı, idealer dünyasında yaşamıştır ve sürekli olarak, yeni baştan bu aleme dönmeyi ister. ruh, iki ayrı alem arasında yani öncesiz ve sonrasız olan idealer alemi ile, sonlu ve gelip geçici olan eşya alemi arasında bulunur. ruh tanrısal bir kaynaktan çıkmıştır. bu bakımdan idealer ile bir yakınlığıu vardır. bununla birlikte, tuhun kendisi bir idea değildir. ama dünya üzerindeki varlıklar arasında idealara en çok benzeyendir. gerçi idealer duyular üstü bir aleme aittirler. buna karşılık ruh, kısa bir zaman için de olsa, bir vücut içerisinde duyular alemine iner. ruh bu “aşağılık” vücut kalıbı içinde çok kere kendi tanrısal kaynağını unutarak, kendini vücudun kandırışlarına kaptırır ve bin türlü yanılmaya düşüp bin türlü suç işler. bunula birlikte insan ruhunda saklı olan ve sonsuz gerçeklik alemi ile ilgili bulunan, eski hatıralar ondan ruhun asıl vatanı olan bu sonsuzluk alemine karşı derin bir özlem uyandırır. (Ruhun dna’sı demiştik kolektif bilinçdışına. ) Bu gerçek “benlik”, ruha gerçek ödevini hatırlatır. Ruhun ödevi, kendini vücut bağlarından, içgüdülerin sürükleyici tesirinden kurtarmak ve bu suretle temizlenerek saf ruh olmaya hazırlanmaktır. ruhun bu ödevini gerçekleştirmeye yarayacak tek bilgi yolu ise diyalektiktir.

Platon dedeme göre güzeli, iyiyi, adili vs bilmek, güzel, iyi, adil vs olmakla aynıdır. bu suretle, idealer alemine de daha çok yakınlaşılmış olur. çünkü, iyilik yapabilen kimse, iyiliğin kendisini tanıyan kavrayabilen kimsedir. böylece, sonsuz gerçekliğin bilgisi, hem en yüksek ilimdir hem de en derin “dindir”. kendisini, sonsuzluğun araştırılmasına veren bilge kişi, bu suretle aynı zamanda iç saadete de erişir.

Ruhun ölümsüzlüğü… Dedemin felsefesinde önemli bir yer alıyor. Phaidon’da bunu epey tartışıyor burda netleştiriyor; aktarayım. “Hatırlama” kavramını veri olarak sunar ilk önce. Ruhun daha önceden yaşamış olduğu idealerı hatırlaması, onun bu dünyaya gelmeden daha önce de var olduğunun “preextince” diyor; kanıtıdır. öte yandan, platona göre ruhun idealerı bilmesi eylemi de, onun idealara benzer idealara yakın bir varlık olduğunu gösterir. çünkü yalnız birbirlerine benzeyen ve birbirlerinin aynı olan varlıklar birbirlerini tanıyabilirler. feynman’da bunu dile getirir ve der ki; homo sapiens’i anlamakta güçlük çekiyoruz çünkü ona benzeyen tüm canlıları yok etti. leoparla çitayı karşılaştırdığımız gibi; insanla karşılaştıracak bir canlı bırakmadık. neyse, bundan dolayı sonsuzluğu bilen ruhun kendisinin de sonsuz olması gerekir. ruh, hayat ideası ile ilgili olan, hayat kavramı çevresi içinde yer alan bir şeydir. çünkü ruhlu olan her varlık hayattadır, yani canlıdır. böyle olunca, ruhun ölüm idesi ile ilgili olmaması gerekir. çünkü, bir şey birbirinin zıddı olan iki kavram çevresinin ikisine birden giremez!

Ruhun ölümsüzlüğü, gerçek bilginin varlığına imkan verir ve gerçek bilginin varlığı da ruhun ölümsüz olduğunun kanıtıdır.

Dalışa devam edelim mi ? Edelim.

Dedeciğim ruhla ilgili olan üç çeşit kuvvetin varlığına işaret eder. RUH birlikli ve tek bir bütün olmayıp, üç bölümden meydana gelmiştir. ruhun, düşünen bir düşünen yönü vardır ki, bu akıldır. sonra ruhun, iradeyi meydana — burada yarım saat ara verdim hastalar doluştu— iradeyi meydana getiren ve bihayet zorlamalardan ibaret olan iki yönü daha vardır. ruhun zorlamalardan meydana gelen bölümü, bir takım şiddetli isteklerle belirir. içgüdülerin kandırılmasını isteyerek ruhu işkenceye düşürür. ancak ruhun bu aşağı kuvvetleri kaşrısında düşünceye dayanan üstün bölümü yani akıl, kendisini gösterir. akıl, çok kere iradenin de yardımıyla içgüdülere hakim olur. her hangi bir şeye karşı, kvvetli bir istek duyan kimsenin, bu isteği yenebilmesi aklın gücünü göterir. akıl, her vakit içgüdülerin zorlayışına karşı koymalı, sürükleyişine gem vurmalıdır. iradeye gelince, bu hem içgüdülerden, hem de akıldan ayrı olan bir kuvvettir. ruhun, insanı her vakit ardları sıra bir takım aşırı istekler peşinde sürükleyen aşağı kuvvetleri, vücudun aşağı kısmında toplamışlardır. bunlardan daha üstün bir kuvvet irade, insanın göğsünde, yüreğinde yer alır. nihayet, iradeye de hakim olan en üstün kuvvet, yani akıl da insanın başında bulunur.

dedem de etik görüş ağır basar nihayetinde. ona göre ruhun gerçekten değerli olan bölümü, hem iradeye hem de içgüdülere hakim olan akıldır. içgüdüler kötüdür. irade ise ancak içgüdülere karşı olduğu ve aklın buyruğuna uyduğu vakit iyidir.

Torununun sana bir sorusu var Aristokles, bilmek mi sevmek mi? Ne dersin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s